Osmanlı Fıkraları

ANA SAYFA > Osmanlı Fıkraları (46 Fıkra)

Osmanlı Fıkraları

Sultan Mahmut ara sıra yaptığı gibi bir Ramazan günü kıyafetini tebdil ederek musahibi Sait Efendi ile Bayezid Camii'ne gitti. Namazdan ve bir iki vaiz ve mukabele dinledikten sonra dışarı çıktı. Tebdil gezme vakti geçtiği için camiye getirilen kendi atına, Sait Efendi de gidiş atına bindi ve hünkârı takibe başladı. Seyisler de yaya olarak yanda yürüyorlardı.
Elindeki bir tepsi üzerinde iki üç yemek sahanı taşıyan bir nefer Sultan Mahmud'un dikkatini çekti. Bir taraftan da nefer Padişah'ı görünce şaşırdı. Olduğu yerde dimdik durakladı, ne elindeki tepsiyi bırakabildi ve ne de selâm verebildi. Şaşkın bir halde gözlerini hünkâra dikti durdu. Sultan Mahmut, bir eğlence konusu bulmaktan dolayı sevinerek atının başını çekti. Nefer'e;
"Nereye evlat", dedi. "Sokakta oruç mu yiyorsun?"
Nefer; "Hâşâ, hâşâ Efendim" diye oruçsuzluğunu kabul etmeyerek, karakoldaki zabitine iftar yemeği götürdüğünü söyledi. Hünkâr; "Öyle ise düş önüme beraber gidelim" dedi. Karakola girdiler. Nöbetçi zabit tepsi elinde odaya giren neferin arkasında Sultan Mahmud'un da geldiğini görünce allak bullak oldu, yerinden fırladı. Hünkâr; "Telaş etme. Neferin beni iftara davet etti. Sizin misafirinizim" dedi. Masanın başına çöktü. Sait Efendi'yi de çağırdı. Beraber iftar edildi, kahve içildi. Zabit kan ter içinde hizmet etti. Padişahı memnun etmek için elinden geleni yaptı.
Sultan Mahmut haydi gidelim emrini verdi ve Sait Efendi'ye de zabite ve iki nefere de yarım torba altın verilmesini tembih etti.

Osmanlı Fıkraları, Sahra paylaştı

Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u zapt edince, şairler kasideler yazıp "Fetih Vakası"nı kutluyor, o da kendilerine bol bol câizeler veriyordu. Bir gün, Anadolu'dan yeni gelmiş bir saz şairi şu iki vezinsiz mısraı gönderdi.
Devletli hünkârım, sabahınız hayrolsun, Yediğin bal ile kaymak, güzergâhın çayır olsun!
Fatih'in şairi huzuruna davet ederek pek çok ihsanlarda bulunması, yakınlarının itirazına sebep oldu;
- Efendimiz, bundan çok daha beliğ kasidelere daha az câize verdiğiniz halde, bu cahil herifin iki satırına acaba neden bu kadar kıymet verdiniz? dediler.
Sultan Mehmet şu cevabı verdi:
- Bunu hepsinden daha samimi bulduğum için; çünkü adamcağız, ömründe en lezzetli yiyecek olarak bal ile kaymağı biliyor. En güzel yer olarak da çayırı... Başka bir şey görmemiş ki, bana onları lâyık görsün!

Osmanlı Fıkraları, Asaf Ali paylaştı

Çevresindekilerce gizliden gizliye "Öküz" olarak adlandırılmış olan Mehmet Paşa'nın komuta ettiği ve İran'a karşı düzenlenen bir seferde, ordu komuta heyeti kışlak çadırında toplanmış taarruz planlarını gözden geçirirlerken, birliklerin iaşesi ve taşıma işleri için getirilmiş öküzlerden biri çadırın aralığından kafasını uzatıp gözlerini Öküz Mehmet Paşa'ya dikmiş. Çevresindekiler gülmemek için kendilerini zor tutmuşlar, biraz tebessüm ederlerken, öküz gitmiş. Ancak bir süre sonra tekrar gelip, başını yine içeri uzatmış ve yine uzun uzun Öküz Mehmet Paşa'yı süzmüş. Bu sefer çevresindekiler artık kendilerini tutamayıp kahkahaları basmışlar. Herkes gülmekten kırılırken, Öküz Mehmet Paşa,
- Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz? diye sormuş.
- Diyor ki; "Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler de neyin nesi?"

Osmanlı Fıkraları, fikraoku.com.tr paylaştı

Yavuz Sultan Selim Han ve ordusu Mısır seferi dönüşünde Konya'ya geldiklerinde çok büyük bir fırtına çıkmış. Yerlerden kalkan tozlar havada döne döne göklere yükselirken Sultan, Şeyhülislâm İbn Kemâl Hazretlerine:
- Bu hâl nedir? diye sorar.
İbn Kemâl hazretleri de şu cevabı verir:
- Efendim, burası Mevlana'nın şehridir. Taşı da toprağı da Mevlevi'dir. İşte böyle durmadan dönerler.

Osmanlı Fıkraları, fikraoku.com.tr paylaştı

Koca Ragıp Paşa, sadrazamken bir gün ahbaplarına hitaben;
- Rüşvet almadığınıza yemin edebilir misiniz? dedikten sonra, oradakiler yemini billah ederek rüşvet almadıklarını söylerler. Mecliste meşhur Haşmet de vardı ve bir köşeye çekilmiş sessizce duruyordu.
Ragıp Paşa,
- Haşmet, Rumeli de hayli mansıplarda bulundun. Sessizce durup yemin edemediğine bakılırsa bir hayli rüşvet almışa benzersin, deyince,
Haşmet;
- Sultanım, Müslümanlar da yalan yere yemin edenler çatlar diye bir itikat vardır. Şimdi ben efendilere bakıyorum. Eğer çatlamazlarsa ben de yemin edeceğim, demiş.

Osmanlı Fıkraları, fikraoku.com.tr paylaştı

Sultan 3. Ahmet Han kendisine hediye edilen çok kıymetli zümrüt yüzüğü, bir gün divan toplantısında vezirlere göstererek:
- Acaba bundan daha kıymetlisi var mıdır? diye sordu. Orada bulunanlar:
- Hayır Efendim, sıhhat ve afiyetle takınız. Bundan daha değerli bir şey olamaz’ cevabını verdikleri halde yalnız Nevşehirli İbrahim Paşa itiraz etti:
- Bundan daha kıymetli şey vardır padişahım! dedi. Padişah beklemediği cevap karşısında sordu:
- Nedir?
- O yüzüğün takıldığı parmak Efendim, diye cevap verdi.

Osmanlı Fıkraları, fikraoku.com.tr paylaştı

Ahmet Vefik Paşa vali olduğu sırada Bursa'da çok ağır bir kış olmuş ve her taraf karla dolmuş Vali o zamanlar fermanlı olarak Uludağ'ın karlarını toplayıp satmak hakkına sahip olan buzcubaşıya emir salmış:
- Çabuk şehirden karları toplat, demiş. Buzcubaşı ise:
- Pekâlâ, sabah olsun toplarım, cevabını vermiş.
- Fakat o gece bir lodos esmiş ve bütün karları eritmiş Ertesi sabah buzcubaşı valiye gitmiş ve:
- Vali paşamız, hani benim karlarım? Onları sizden isterim, çünkü toplatmasaydım bana ceza verecektiniz Şimdi zararımı ödeyin, ben onları toplatıp kuyulara dolduracaktım, yarın da satıp para kazanacaktım, demiş.
Ahmet Vefik Paşa'da ona:
- Senin karlarını Uludağ'a toplattım Git oradan al, demiş.

Osmanlı Fıkraları, fikraoku.com.tr paylaştı

Diğer Sayfalar: 1 2 3 4 5 [6]7

Osmanlı Fıkraları Arşivi

Fıkra / Komik Şeyler Ekleyin